Dolu Tarafı
  • Home



Söyleşi türünde yazılmış olan bu kitap Sadettin Ökten ile Kemal Sayar'ın yaptığı radyo sohbetlerinin yazılı hali. Sohbetler, ruhun inceliklerini merak eden herkese kucak açıyor. Bu kitabın amacı; sözün uçup gitmesine karşı onu yazıya geçirmek. Bu iki kıymetli kişinin hayata ışık tutan söylemlerinin, paylaşmaktan çekinmedikleri tecrübelerinin kağıtlara sarıp sarmalanmasıyla elimize ulaşıyor. 

Sizlerle bir kaç paragraf paylaşmak istiyorum.


Önceki yazılarımdan da biliyorsanız, uzun bir dönemden beri kişisel gelişim kitapları okuyup, onları burada sizlerle paylaşıyorum. Bu sefer seçtiğim kitap bir grup psikolog tarafından ele alınmış bir konu, "hayır diyebilme sanatı". Bu kitapta sınırlarımızı çizebilmenin ve özgür olabilmenin yolunun hayır demekten geçtiği anlatılıyor. 


"Gör beni"den sonra okuduğum güzel kitaplardan biri oldu "Kirke". Kitabın konusu, kurgusu, dili, üslubu gerçekten sizi kendisine çekiyor. Bulduğum her boş vaktimde -ki şu aralar inanılmaz boş vaktim var- kitabı okudum. Kirke'nin hikayesi beni kendine çekti adeta. 

Bugünde yeni bir kitap incelemesi ile birlikteyiz. Kitap ile ilgili şahsi fikirlerimi yazı sonunda belirteceğim. Şimdilik hep birlikte kitaba bir göz gezdirelim.

Karantina ile birlikte hem home office çalışma olsun hem de iş gününün azaltılması olsun kişisel gelişimime çok iyi geldi. Daha çok kitap okudum, daha çok film izledim, sporumu yaptım ve tabi ki daha da çok oyun oynadım.

Şimdi sizlerle yakınlarda okuduğum bir kitabın yorumunu paylaşacağım. Kitabı okuduğunuzda gerçekten çaresizlik hissini iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Ve bir azmin başarısını da... 


Geçen haftalarda bitirdiğim bir kitabı sizlerle paylaşmak istedim. Aslında bitirdiğim o kadar çok kitap var ki. Hepsini tek tek inceleyip yazarsam sanırım ömrüm yetmez.

Öncelikle kitabın arka kapağındaki yazı ile başlayalım.

"Devrim zamanı Rusya... Kara kışı aratmayacak kadar soğuk, kasvetli bir Eylül günü, tıp fakültesinden yeni mezun bir doktor, şehirde çoktan unutulmuş geleneklerin ve boş inançların hüküm sürdüğü uzak bir kasabaya gelir. Devrim, büyük şehirlerin merkezinde hayatı ve zihniyetleri altüst ederken, bu genç doktor ülkenin ücra bir bölgesinde kadercilikle ve batıl inançlarla zorlu bir mücadeleye girişir.

Zor bir doğum, hassas bir cerrahi müdahale, uzaktaki bir hastaya ulaşabilmek için şiddetli bir kar fırtınasına rağmen göze alınan bir yolculuk, ağrılarını dindirmeye çalışırken morfinman olan bir meslektaş... Genç doktorun gündelik hayatında karşılaştığı bütün zorlu sınavlar, Bulgakov'un elinde olağanüstü güçlü bir anlatımla, dram sınırlarında gezinen bir dokunaklılıkta öykülere dönüşür. 


"Fi, Çi, Pi üçlemesi ve Aeden'den sonra Azra Kohen'in yeni kitabı, 'Gör Beni'nin birinci baskısı 2019 Ocak ayında tamamlanmıştı. Almayı istediğim bir kitaptı ve bana hediye olarak gelmesi beni çok mutlu etmişti. Çünkü bana göre Azra Kohen'in yazdığı kitaplarda sizi araştırmaya iten bir güç var ve böylesi bir hediye almak benim için paha biçilemez bir şey. 


Şu son iki aydır, tamı tamına üç tane 'kişisel gelişim' kitabı bitirdim. Sonuncusunu da yeni elime aldım. Sanıyorum ki uzun bir süre roman okumayı bırakıp kendimi kişisel gelişim kitaplarının kollarına bırakacağım. Zor günlerimde ilaç gibi geldiler. Ve düşündüm ki neden sizlerle paylaşmıyorum. Dördüncü kitabı da okuduktan sonra yazacaktım ancak devamı geleceği için okuduğum üç kitabın analizini hemen yapmak istedim.

Kendinizi herhangi bir sebepten dolayı sıkıntıda hissediyorsanız, emin olun ki bu kitaplarda sıkıntılarınıza çare bulacaksınız.

Şimdi cümleleri çok uzatmadan kitapları sıralamaya başlıyorum.



                           "İnsan oğlu kısa ömürlü ve bozulabilen bir şeydir."

2018'in sonlarına doğru ilerlediğimiz bu günlerde, kimilerimiz çoktan kendileri için yeni yıl hedefi koydu ve kimilerimiz bu kararları uygulamaya bile başladı. Kimilerimiz ise aldığı kararları uygulama tarihini erteledi de erteledi... Herkesin bildiği gibi yeni yıl "kendime yeni bir ben lazım" sözünün kendini daha vurguladığı bir gün. Çünkü yeni bir yıl alelade anlamlar yükleyebileceğimiz bir gün ile gelmiyor. Bir çoğumuz için geleceği daha umutla karşılamamızı sağlayan, bunu yaparken de kendimiz için de fazladan bir umut ışığı yakan bir gün bu... Üstüne üstlük geride bıraktığımız yıla da bakmamızı ve gözden geçirmemize fırsat verir. 


Öncelikle belirtmeliyim ki uzun zamandır okumayı istediğim Frank Herbert'ın Dune kitabını hala okumaya devam ediyorum. Sonlara yaklaştım ama takdir edersiniz ki bir beyaz yaka olarak kitap okumak ve kitaba zaman ayırmak çok zor. Öğrencilikte ki gibi değil. 

Son zamanlarda neden okuduğuma dair soruları çok duyar oldum. "Neden okuyorsun Monica?" Her gün, her hafta, her ay, her yıl okumak ne kadar da korkutucu geliyor, korkunç demeyelim de, külfet geliyor.


Biliyorsunuz şu an Zülfü Livaneli'nin kitabını okuyorum. Paylaşmak istediğim o kadar çok bölüm var ki. Hangisinden başlasam bilemiyorum. İçlerinde en çok hoşuma giden mini bir hikayeyi sizinle paylaşmak istedim.

İyi okumalar.

Zülfü Livaneli'nin kitaplarında okuduklarımın hepsini ayrı ayrı seviyorum ama bu kitap gerçekten hepsinden de başka. Daha yeni başlamama rağmen ilk sayfalarında akıcı diline, konusuna hayran kaldım. Bitirmeyi de bekleyemedim kitap tanıtımım için. ☺ İçimdeki hislere böylesine tercüman olan bir iki sayfalık kısmı size aktarmak istiyorum. Lafı uzatmadan sizleri Livaneli'nin kaleminden dökülen cümlelerle başbaşa bırakıyorum.

Tanrı'nın formülü kitabını okuduktan sonra isminden dolayı etkilenip aldığım kitaba başladım. İsminden dolayı diyorum çünkü bir beyaz yakalı olarak "Pazartesi sendromu"nu duymadığım tek bir hafta başım bile olmadı. Bana sorarsanız benim Salı sendromum var. 

Kitaba değinecek olursak, kitapta işleneceğini herkesin bildiği ve tuhaf bir şekilde engellenemediği bir namus cinayeti anlatılıyor. Kitabın yazarı Gabriel Garcia Marquez çocukluğunu geçirdiği kasabada yıllar önce işlenmiş bir cinayeti aktarıyor. Sadece cinayeti anlatmakla kalmıyor arka planda toplum psikolojisini, halkın ortak davranışlarını bire bir aktarıyor. 

Kitabın daha ilk sayfalarında öğrendiğimiz cinayeti, Marquez öyle bir dille anlatmış ki, cinayetin şekli son sayfalarında anlatılsa da son sayfaya kadar bir an olsun sıkılmadan okuyorsunuz. Bu zaten bilinen bir gerçek, esas önemli olan bunun bilinmesinin cinayetin önlenmesi için hiçbir katkı sağlamaması.


Çayınız demlikte, sıcacık evinizde ve bir de kitap elinizde... Üzerinize de yumuşacık bir battaniye sermişsiniz. 

Kışın kendisini iyiden iyiye hissettirmeye başladığı bu günlerde iyi bir kitap alın ve kendinizi sayfaların akışına bırakın. Bana göre kışın kitap okumak daha güzel ve huzur verici. İşte bu soğuk kış günleri güzel kitaplar okumanız ve günlerinizi daha verimli hale getirmeniz için birbirinden güzel kitap önerilerini bendeniz Monica sizler için derledi.
"Rab mahirdir ama zalim değildir. Doğa sırlarını sinsiliğinden değil özündeki yüceliğinden dolayı saklar."
                                                                                    Albert Einstein



Geçen ay aldığım kitaplar içinde olan ve okumak için sabırsızlandığım bir kitap "Tanrı'nın formülü". Bildiğim bir yazar değildi, kitabı tanımına göre aldım. Aslında kitabın olay örgüsünde Einstein'in olması merakımı cezbetti desem daha iyi olur.

Bülbülü Öldürmek isimli kitabı bitirdikten sonra, tabi ki her zamanki gibi bir hafta kitaba saygımdan hemen yeni birini okumaya başlamadım. Kitap 552 sayfa ama tek nefeste okunabilecek türden. Macera had safhada. Okurken film izliyormuş gibi hissediyorsunuz. İlk başta teorik kuramların olacağını sanmıştım ama film kurgusunda bir roman yazılmış. İçeriğinde anlatılanlar çok kolay anlaşılıyor. 
"İstediğin kadar saksağan vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır."
                                                                                 ...

"Bülbülü Öldürmek" uzun zamandır okumak istediğim ancak bir türlü okuma sırası gelmeyen bir kitaptı. Okumaya başladığımda ise kendimi bambaşka bir coğrafyada ve bambaşka bir zaman içinde dolaşırken buldum. Bülbülü Öldürmek; keşke hiç bitmesin dediğim kitaplardan. Bittiğinde de zaman zaman sayfalarında gezinerek anısını tazelemeyi düşündüğüm bir roman. Anısı içinizde her daim taze kalacak kitaplardan.

Bülbülü Öldürmek - Harper Lee 1960 yılında yayımlamış bir kitap. Yayımlandığı günden bu güne kadar çok ses getirmiş, yayımlandığı zamanda yazması ve okuması büyük bir cesaret gerektiren bir kitaptır. 1930'ların Alabama'sında geçen bu eserin içinde hayata dair pek çok ipucu bulmak mümkün. Roman temelde Scout adlı anlatıcı karakterimiz, ondan bir kaç yaş büyük ağabeyi Jem, yakın arkadaşları Dill ve avukat olan babaları Atticus'un hikayesini içermekte. Bu dört ana karakter etrafında; ırkçılık, adalet, özgürlük, eşitlik, cinsiyet, ayrımcılık ve büyümek gibi hassas konuları sade ancak çok etkili bir dille ele alıyor yazar. Bütün yaşananları bir çocuğun gözünden aktarıyor.
Yeni okumaya başladığım bir kitap AEDEN. İçinde günümüz dünyasından çarpıcı gerçekler bulduğum ve aslında herkesinde okumasını istediğim bir kitap. İnsanı doğaya, yaşama karşı sevgiye, saygıya çağıran, aslında uymamız gerekene değilde olmamız gerekene dönüşmemizi sessizce çığlıkları ile gösteren bir eser... Benim burada yazdığım ise yalnızca bir parçası...


"İnceledikçe, derinlere indikçe daha net görüyorum. Bu gezegende tuhaf şeyler oluyor, sistemli bir tuhaflık... Kurulan bu ilkel yaşantıya işçi yetiştirmek için geliştirilmiş bir eğitim sistemleri var. Yavrularını prototip bir şekilde, insan organizmasının en büyük özelliğinin, bireylerdeki farklılıklar olduğunu anlamamış bir halde eğitiyorlar. Kalıplar var, ya bu kalıpların içinde konfordasın ya dışında cehennemde. Kalıplara uygun olamadıkları belirlenen çocuklara ilaç veriyorlar. Evrenin, bu insanların saçmalıklarını değiştirmek için gönderdiği ruhları ilaçla uyuşturup zehirli sistemlerine uymayan herkesi dışlıyorlar.
Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

POPULAR POSTS

  • E hani bitcoin?
  • Şiddet içeren Oyunlar
  • Her şey güzel olacak
  • #HomeOffice
  • Mutsuzlugun Adını Koydum
  • Terman'ın Termitleri
  • "Orta Zekalılar Cenneti"
  • Gördüklerinize inanmayın!
  • Bir Dakikanı Alacak
  • Doğa
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Blog Arşivi

  • ▼  2021 (28)
    • ▼  Ağustos (2)
      • Bir Kuş Olsam...
      • Bir Dakikanı Alacak
    • ►  Temmuz (2)
    • ►  Haziran (1)
    • ►  Mayıs (5)
    • ►  Nisan (3)
    • ►  Mart (5)
    • ►  Şubat (6)
    • ►  Ocak (4)
  • ►  2020 (60)
    • ►  Aralık (8)
    • ►  Kasım (4)
    • ►  Ekim (8)
    • ►  Eylül (4)
    • ►  Ağustos (2)
    • ►  Temmuz (8)
    • ►  Haziran (1)
    • ►  Mayıs (6)
    • ►  Nisan (7)
    • ►  Mart (4)
    • ►  Şubat (3)
    • ►  Ocak (5)
  • ►  2019 (22)
    • ►  Aralık (3)
    • ►  Ekim (2)
    • ►  Haziran (1)
    • ►  Mayıs (4)
    • ►  Nisan (2)
    • ►  Mart (1)
    • ►  Şubat (3)
    • ►  Ocak (6)
  • ►  2018 (66)
    • ►  Aralık (11)
    • ►  Ekim (9)
    • ►  Eylül (1)
    • ►  Ağustos (4)
    • ►  Temmuz (2)
    • ►  Haziran (1)
    • ►  Mayıs (6)
    • ►  Mart (6)
    • ►  Şubat (9)
    • ►  Ocak (17)
  • ►  2017 (34)
    • ►  Aralık (13)
    • ►  Kasım (9)
    • ►  Ekim (1)
    • ►  Haziran (2)
    • ►  Nisan (3)
    • ►  Mart (3)
    • ►  Şubat (3)

DESTEK OLMAK İÇİN TIKLA

Popular Posts

  • E hani bitcoin?
  • Şiddet içeren Oyunlar
  • Her şey güzel olacak

Etiketler

2019 blog yazısı (18) 2020 (4) 2020 blog yazısı (29) 2020 felaketleri (1) Akilah (1) Atatürk (3) Beyhan Budak (2) Elif Şafak (1) Karlar Ülkesi (1) alice harikalar diyarı (1) alçakgönül (1) aşk (2) beyin (3) bilim (14) bilim dünyası (6) bilimsel gelişmeler (2) bilimsel yenilik (2) blog (123) blog yazısı (172) cinayet (2) doğa (4) doğa blog yazısı (1) ekonomi (3) elon musk (4) gelecek (3) hashtag tarihi (1) hastalık (3) hated in the nation (1) kedi (3) kitap (18) kitap incelemesi (14) kitap yorumu (16) kitap önerisi (11) kişisel blog yazısı (130) kişisel gelişim (23) kişisel gelişim kitabı (3) korona (10) kuantum (3) mutlu olmak (4) pi (2) pi sayısı (1) psikoloji (5) sağlık (4) sosyal linç (1) sosyal medya (3) sosyal medya yalanı (1) spaceX (3) state of survival (2) termik (5) termik santral (5) termik santrale hayır (4) çerkezköy termik santrale hayır diyor (3) çocukluk (2)

Copyright © Dolu Tarafı. Designed: OddThemes