Dolu Tarafı
  • Home

 

Güneş açmış, kuşlar ötüyor, tüm doğa uyanmış insan evladını çağırıyor adeta. Ve bizler bu güzel günlerde evlerimize kapanıyoruz pandemi yüzünden. Tüm dünyanın aşılandığı hem de maskeleri attığı bir dönemde...


 

Bugüne dek hiç bilinmeyen ve solunum yoluyla yayılan bir virüsle karşılaşınca paniklemek çok normal. Ancak yaşanılan ilk şokun üzerinden yaklaşık olarak bir yıl geçti.

Sanırım artık ilk günlere kıyasla virüsü daha iyi tanıyoruz. Bilimsel çalışmalarda ve deneme yanılma yöntemiyle uygulanan tedavilerde de belirli bir ilerleme sağlandı.

 


Son zamanlarda kendi aramızda çok konuştuğumuz bir konu oldu bu. Sözde kalmasın istedim. Gelin hep birlikte pandemiden sonra hangi alışkanlıklarımız değişecek bir göz atalım.

 


Hem ülke olarak hem de dünya genelinde ardı arkası kesilmeyen bir çok felakete ve kayba seyirci kaldık bu sene... 

Önce Elazığ'daki depremlerle açtık gözümüzü, daha sonra da ne olduğunu anlayamadan covid ile felaketin devam etmesini izledik. Şimdi de İzmir depremi ile sarsılıyoruz...

Sizi bilmiyorum ancak ben insanların hayatlarının bu şekilde derinden sarsılmasından çok etkileniyorum. Düşünün bu akşam bir kitap okuyorsunuz ve yarın devam etmek üzere bırakıyorsunuz. Aniden bir deprem oluyor ve yarın olmuyor. Belki yarınlar hiç olmayacak. 

Ben bu şekilde üzüldükçe bazen arkadaşlarım çok fazla tepki gösterdiğimi söylüyor. Neden anlamıyorum. Covid'den ölen birine üzülmek ya da göçükten 91 saat sonra çıkarılan bir kız çocuğu için sevinçten göz yaşı dökmek, bir çok insana neden abartı geliyor?

Her şeyden önce ben bir insanım. Tanımadığım insanların bile acılarını hissedebiliyorsam, onlar için ne yapabilirim diye çabalıyorsam, daha da çok insanım. Ki bununla da gurur duyuyorum.

Aslında daha nice cümlelerim var ancak vakit kısa, tüm ömür işte tükeniyor. Bir fabrika gibi  olduk adeta, sabah 5.30 akşam 5.00 ... Durmadan aynı şeyler, beni yoruyor. Ve böylesi kötü bir dönemden geçerken de açıkçası bir yazı yazmak gelmiyor içimden.

Hala insansı kalmış, duygularını bulamamış, hissedememiş o kişilere üzülüyorum. Onlara kızamıyorum bile, sadece acıyorum. Çünkü insan olmanın gereğini anlamamış, o evrimi tamamlayamamış, taş kalpliler ve hiç bir şey yaşamadan taş kalplerini de alıp gidecekler bu dünyadan. 

Sen güzel insan umarım insanlara ve dünyaya olan tavrın bu kadar gaddarca olmaz. Düşene bir de sen sırtını dönüp gitmezsin. O yardım elini hep uzatırsın. Acısını acın, sevinçlerini sevincin bilirsin. İnsan oldukça ve iyilik oldukça bu dünya o kötülerin elinden kurtulacak. İnan...

Kendine iyi bak. Maskeni tak, sosyal mesafeni koru.



Covid-19'un hayatımıza girmesinden bu yana neredeyse altı-yedi ay geçti. Bu zaman diliminde sevsek de sevmesek de hem profesyonel hem de özel hayatımızı yeni şartlar altında devam ettirmenin yollarını bulduk. Bugün ise geriye bakıp neler öğrendiğimizi değerlendirebilecek bir durumdayız. 

Burada ise şimdi yapılan toplantılar ile ilgili bir değerlendirme yapacağız.

 


Pandemi döneminde bir çoğumuz, zihinsel sağlığımız üzerinde büyük bir yük hissettik. Kimimiz işten çıkarıldığı için kaygı duyarken, kimimiz ise, hastanede, manavlarda, teslimat hizmeti veya diğer hizmet veren şirketlerde çalışmaya devam etti. Bazen de bir çoğumuz güvende kalmamız için gerekli olan koruma önlemleri olmadan işlerine devam etti. Aileler homeoffice çalışma ve çocukların ihtiyaçlarını yerine getirme arasındaki o hassas dengeyi kurmaya çabaladı. Hepimiz sevdiğimiz birinin ya da kendimizin hastalığa yakalanmasından korkar olduk. Pandeminin alıştığımız tüm sistemleri alt üst etmesiyle ekonomide ortaya çıkan beklenmedik iniş ve çıkış da cabası... Bütün bunlar olurken, hastalığın yayılmasını önlemek adına aldığımız sosyal mesafe önlemleri doğrultusunda haftalarca ve bir çoğumuzda aylarca eve kapandı. Zaten bu bile tek başına kaygı yaratmaya yeter bir sebep. 



Birçoğumuz için aylarca süren bir karantina döneminden geçtik. Biliyorum ki dışarı çıkıp yazın tadını çıkarma dürtüsü çok ama çok güçlü. Peki bizim için güvenli olan şeyler nedir? Sizlerle okuduğum yazılardan edindiğim tavsiyeleri kendi düşüncelerimle de harmanlayıp paylaşacağım.

Allah'ım neredeyim ben? Ne bu tantana...? Adeta maymunlar gezegeni, herkes bir şey söylüyor, herkes bir şey paylaşıyor. Sakin kalmalıyım. Bir süreliğine uzaklara gidiyorum, bütün sosyal bağlantılarımı koparıp. İşte şimdi oldu, bir parça huzur...

Bir dakika! Gitmeden önce diyeceklerim var.


Her şey 2019'un Aralık ayında Çin'in Hubei Eyaletinin Wuhan kentinde atipik pnömoni yani zatürre tanısı konulması ile başladı. Çok kısa bir sürede ise bu durumun yeni bir virüs türünden kaynaklandığı ortaya çıktı. Tabi biz o aralar birbirimiz ile dalga geçiyorduk. Hapşıran ve öksüren birine 'koronalı' diyorduk. Olayın ciddiyetinin farkında bile değildik.

Virüs ilk zamanlar ' Wuhan virüsü' olarak anılırken -ki böyle anılması daha iyiymiş- sonraları; ilkin 2019-ncovard olarak anılmaya, en son olarak da covid-19 olarak tanımlanarak anılmaya başlandı. 


Bu gün home office çalışmanın ikinci günü. 

Malum durum sebebi ile bu hafta evde kalma sırası bende. Hayatımda ilk defa evime iş getiriyorum. Benim yapımda biri için iş işte, ev evde olmalı ancak dünya çapında yaşanan bu virüs vakası yüzünden şuan bu anlayışımdan ödün veriyorum.

Home office kavramı içindeki son günlerim nasıl geçer bilmiyorum ancak size iki günüm içinde yaşadıklarımı paylaşabilirim.

Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

POPULAR POSTS

  • E hani bitcoin?
  • Şiddet içeren Oyunlar
  • Her şey güzel olacak
  • #HomeOffice
  • Mutsuzlugun Adını Koydum
  • Terman'ın Termitleri
  • "Orta Zekalılar Cenneti"
  • Gördüklerinize inanmayın!
  • Bir Dakikanı Alacak
  • Doğa
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Blog Arşivi

  • ▼  2021 (28)
    • ▼  Ağustos (2)
      • Bir Kuş Olsam...
      • Bir Dakikanı Alacak
    • ►  Temmuz (2)
    • ►  Haziran (1)
    • ►  Mayıs (5)
    • ►  Nisan (3)
    • ►  Mart (5)
    • ►  Şubat (6)
    • ►  Ocak (4)
  • ►  2020 (60)
    • ►  Aralık (8)
    • ►  Kasım (4)
    • ►  Ekim (8)
    • ►  Eylül (4)
    • ►  Ağustos (2)
    • ►  Temmuz (8)
    • ►  Haziran (1)
    • ►  Mayıs (6)
    • ►  Nisan (7)
    • ►  Mart (4)
    • ►  Şubat (3)
    • ►  Ocak (5)
  • ►  2019 (22)
    • ►  Aralık (3)
    • ►  Ekim (2)
    • ►  Haziran (1)
    • ►  Mayıs (4)
    • ►  Nisan (2)
    • ►  Mart (1)
    • ►  Şubat (3)
    • ►  Ocak (6)
  • ►  2018 (66)
    • ►  Aralık (11)
    • ►  Ekim (9)
    • ►  Eylül (1)
    • ►  Ağustos (4)
    • ►  Temmuz (2)
    • ►  Haziran (1)
    • ►  Mayıs (6)
    • ►  Mart (6)
    • ►  Şubat (9)
    • ►  Ocak (17)
  • ►  2017 (34)
    • ►  Aralık (13)
    • ►  Kasım (9)
    • ►  Ekim (1)
    • ►  Haziran (2)
    • ►  Nisan (3)
    • ►  Mart (3)
    • ►  Şubat (3)

DESTEK OLMAK İÇİN TIKLA

Popular Posts

  • E hani bitcoin?
  • Şiddet içeren Oyunlar
  • Her şey güzel olacak

Etiketler

2019 blog yazısı (18) 2020 (4) 2020 blog yazısı (29) 2020 felaketleri (1) Akilah (1) Atatürk (3) Beyhan Budak (2) Elif Şafak (1) Karlar Ülkesi (1) alice harikalar diyarı (1) alçakgönül (1) aşk (2) beyin (3) bilim (14) bilim dünyası (6) bilimsel gelişmeler (2) bilimsel yenilik (2) blog (123) blog yazısı (172) cinayet (2) doğa (4) doğa blog yazısı (1) ekonomi (3) elon musk (4) gelecek (3) hashtag tarihi (1) hastalık (3) hated in the nation (1) kedi (3) kitap (18) kitap incelemesi (14) kitap yorumu (16) kitap önerisi (11) kişisel blog yazısı (130) kişisel gelişim (23) kişisel gelişim kitabı (3) korona (10) kuantum (3) mutlu olmak (4) pi (2) pi sayısı (1) psikoloji (5) sağlık (4) sosyal linç (1) sosyal medya (3) sosyal medya yalanı (1) spaceX (3) state of survival (2) termik (5) termik santral (5) termik santrale hayır (4) çerkezköy termik santrale hayır diyor (3) çocukluk (2)

Copyright © Dolu Tarafı. Designed: OddThemes