Söyleşi türünde yazılmış olan bu kitap Sadettin Ökten ile Kemal Sayar'ın yaptığı radyo sohbetlerinin yazılı hali. Sohbetler, ruhun inceliklerini merak eden herkese kucak açıyor. Bu kitabın amacı; sözün uçup gitmesine karşı onu yazıya geçirmek. Bu iki kıymetli kişinin hayata ışık tutan söylemlerinin, paylaşmaktan çekinmedikleri tecrübelerinin kağıtlara sarıp sarmalanmasıyla elimize ulaşıyor.
Sizlerle bir kaç paragraf paylaşmak istiyorum.
Tanrıların ve kralların hüküm sürdüğü topraklarda babasının hoşnutsuzluğunun gölgesinde büyüyen Patroklos, kendisinin tabiri ile çelimsiz, beceriksiz ve silik bir evlattı. Çocukluğunda işlediği bir suç yüzünden sarayından uzak yerlere sürüldüğü zaman bile bir ölümlü olmanın ağırlığını üstünde hissederek ufacık bir itirazda bile bulunmadı. Hayatı için hiç söz sahibi değilmiş gibi davranan Patroklos, aksi gibi bu durumu düzeltmek için bir çaba sarf etmedi.
"Fotoğraf tarafımıza aittir, beğenen kullanabilir"
"Küçükken çekilen acıların ateşi kolay sönmüyor, kolay unutulmuyor ve izlerini hayatımız boyunca üstümüzde taşıyoruz.
Aşk yakıyor.
Ayrılık kavuruyor.
Aldatmaksa hep çok acıtıyor.
Bize çocukluk acılarını tekrar yaşatacak kişileri gözünden tanır, başkasına değil, ona aşık oluruz. Hayat onu kendi ellerimizle buldurur bize.
Kaderimiz aslında doğduğumuz evlerde yazılır. Yine o evlerde yaralanır, o yaralarla büyür, sonunda o yaraların götürdüğü yere gideriz. Ancak mutluluk her zaman o yolda değildir..."
-Dr. Gülseren Budayıcıoğlu
...
Hani bir roman okudum hayatım değişti dersiniz ya. İşte bu romanda öyle. Gülseren Budayıcıoğlu "İstanbullu Gelin" dizisinin öyküsünün yazarı olarak bilinsede aslında kendisi bundan çok daha fazlası. Bildiğim ve şuana kadar dört kitabı olan bir yazar ve Türkiye'nin ilk psikiyatri merkezi Madalyon'un kurucusu.
Uzun zamandır kişisel gelişim kitapları okumaktan edebi eserlere pek zaman ayıramamıştım açıkçası ve kişisel gelişime biraz ara verip tekrar roman okumaya karar verdim. Başlangıcı da Ayşe Kulin'den seçtim. İyiki de öyle yapmışım.
Ayşe hanımın kitaplarının neredeyse çoğunu okudum. Hatta okuduğum üniversitede, organize edilmiş imza gününe bile katılmış bu naif kadını yakından görme fırsatı yakalamıştım.
Bir Ayşe Kulin olamasamda bir gün bende kitaplarımın okunduğunu görmek ve bilmek isterim.
Gelelim kitaba, anlatmak ve yorumlamak oldukça zor olacak. Hayal kitabı 1983 yılından 2013 yılına kadar olan kitapları ve hayatı ile ilgili yaşadıklarını anlatan bir anı kitabı niteliğinde. Belkide zor dememin nedeni budur.
Önceki yazılarımdan da biliyorsanız, uzun bir dönemden beri kişisel gelişim kitapları okuyup, onları burada sizlerle paylaşıyorum. Bu sefer seçtiğim kitap bir grup psikolog tarafından ele alınmış bir konu, "hayır diyebilme sanatı". Bu kitapta sınırlarımızı çizebilmenin ve özgür olabilmenin yolunun hayır demekten geçtiği anlatılıyor.
Uzun zamandır yazmak için kenarda beklettiğim bir konu ile geri döndüm. Çok yakın bir arkadaşımdan okumam için tavsiye edilen bir kitaptı. Bir farklılık yapıp en sonda söylediğimi şimdi en başta söyleyeceğim. Kitabı kesinlikle ama kesinlikle okuyun. Muhteşem! Şimdi haydi hep birlikte kitabı inceleyelim.
"Gör beni"den sonra okuduğum güzel kitaplardan biri oldu "Kirke". Kitabın konusu, kurgusu, dili, üslubu gerçekten sizi kendisine çekiyor. Bulduğum her boş vaktimde -ki şu aralar inanılmaz boş vaktim var- kitabı okudum. Kirke'nin hikayesi beni kendine çekti adeta.
Karantina ile birlikte hem home office çalışma olsun hem de iş gününün azaltılması olsun kişisel gelişimime çok iyi geldi. Daha çok kitap okudum, daha çok film izledim, sporumu yaptım ve tabi ki daha da çok oyun oynadım.
Şimdi sizlerle yakınlarda okuduğum bir kitabın yorumunu paylaşacağım. Kitabı okuduğunuzda gerçekten çaresizlik hissini iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Ve bir azmin başarısını da...

Geçen haftalarda bitirdiğim bir kitabı sizlerle paylaşmak istedim. Aslında bitirdiğim o kadar çok kitap var ki. Hepsini tek tek inceleyip yazarsam sanırım ömrüm yetmez.
Öncelikle kitabın arka kapağındaki yazı ile başlayalım.
"Devrim zamanı Rusya... Kara kışı aratmayacak kadar soğuk, kasvetli bir Eylül günü, tıp fakültesinden yeni mezun bir doktor, şehirde çoktan unutulmuş geleneklerin ve boş inançların hüküm sürdüğü uzak bir kasabaya gelir. Devrim, büyük şehirlerin merkezinde hayatı ve zihniyetleri altüst ederken, bu genç doktor ülkenin ücra bir bölgesinde kadercilikle ve batıl inançlarla zorlu bir mücadeleye girişir.
Zor bir doğum, hassas bir cerrahi müdahale, uzaktaki bir hastaya ulaşabilmek için şiddetli bir kar fırtınasına rağmen göze alınan bir yolculuk, ağrılarını dindirmeye çalışırken morfinman olan bir meslektaş... Genç doktorun gündelik hayatında karşılaştığı bütün zorlu sınavlar, Bulgakov'un elinde olağanüstü güçlü bir anlatımla, dram sınırlarında gezinen bir dokunaklılıkta öykülere dönüşür.
"Fi, Çi, Pi üçlemesi ve Aeden'den sonra Azra Kohen'in yeni kitabı, 'Gör Beni'nin birinci baskısı 2019 Ocak ayında tamamlanmıştı. Almayı istediğim bir kitaptı ve bana hediye olarak gelmesi beni çok mutlu etmişti. Çünkü bana göre Azra Kohen'in yazdığı kitaplarda sizi araştırmaya iten bir güç var ve böylesi bir hediye almak benim için paha biçilemez bir şey.
Şu son iki aydır, tamı tamına üç tane 'kişisel gelişim' kitabı bitirdim. Sonuncusunu da yeni elime aldım. Sanıyorum ki uzun bir süre roman okumayı bırakıp kendimi kişisel gelişim kitaplarının kollarına bırakacağım. Zor günlerimde ilaç gibi geldiler. Ve düşündüm ki neden sizlerle paylaşmıyorum. Dördüncü kitabı da okuduktan sonra yazacaktım ancak devamı geleceği için okuduğum üç kitabın analizini hemen yapmak istedim.
Kendinizi herhangi bir sebepten dolayı sıkıntıda hissediyorsanız, emin olun ki bu kitaplarda sıkıntılarınıza çare bulacaksınız.
Şimdi cümleleri çok uzatmadan kitapları sıralamaya başlıyorum.
"Bize hiçbir şey yapılmadı, yalnızca tam bir hiçliğin içine koyulduk, çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhunu hiçlik kadar baskı altına alamaz."
Stefan Zweig
"Rab mahirdir ama zalim değildir. Doğa sırlarını sinsiliğinden değil özündeki yüceliğinden dolayı saklar."
Albert Einstein
Geçen ay aldığım kitaplar içinde olan ve okumak için sabırsızlandığım bir kitap "Tanrı'nın formülü". Bildiğim bir yazar değildi, kitabı tanımına göre aldım. Aslında kitabın olay örgüsünde Einstein'in olması merakımı cezbetti desem daha iyi olur.
Bülbülü Öldürmek isimli kitabı bitirdikten sonra, tabi ki her zamanki gibi bir hafta kitaba saygımdan hemen yeni birini okumaya başlamadım. Kitap 552 sayfa ama tek nefeste okunabilecek türden. Macera had safhada. Okurken film izliyormuş gibi hissediyorsunuz. İlk başta teorik kuramların olacağını sanmıştım ama film kurgusunda bir roman yazılmış. İçeriğinde anlatılanlar çok kolay anlaşılıyor.