Dolu Tarafı
  • Home


Önceki yazılarımdan da biliyorsanız, uzun bir dönemden beri kişisel gelişim kitapları okuyup, onları burada sizlerle paylaşıyorum. Bu sefer seçtiğim kitap bir grup psikolog tarafından ele alınmış bir konu, "hayır diyebilme sanatı". Bu kitapta sınırlarımızı çizebilmenin ve özgür olabilmenin yolunun hayır demekten geçtiği anlatılıyor. 


Yazıya başlamadan önce hayvansever arkadaşlarımdan özür dilerim. Ancak bir noktada yaptığınız iyilikler eziyete dönüşüyor. 


Birçoğumuz için aylarca süren bir karantina döneminden geçtik. Biliyorum ki dışarı çıkıp yazın tadını çıkarma dürtüsü çok ama çok güçlü. Peki bizim için güvenli olan şeyler nedir? Sizlerle okuduğum yazılardan edindiğim tavsiyeleri kendi düşüncelerimle de harmanlayıp paylaşacağım.

"Bir gün uyandığında, yapmayı isteyip de yapamadığın şeyler için zamanın kalmadığını fark edeceksin."
Paulo Coelho


Bu bir teşekkür yazısı olacak, hayata. 

Aldıklarına karşı verdiği onca güzel şeyle dün bana bir kere daha şansın benimle olduğunu hissettirdi. Hayat kötülüklerine rağmen hala güzel.

Hala umut var.

Ruhum, bir kuşun kanadındaki tüy kadar hafif artık.

Yalnız değilim.

Ve şunu gördüm ki, hayattaki uyumsuz ben değilim. Bir takım kötü zihniyetli insanlar, uyumsuz olanlar.

Teşekkür ederim ellerimden tutup da bırakmayana.

Teşekkür ederim esas yanlışın bende olmadığını gösterene.

Teşekkür ederim kaza anımda dahi yanımda olana.

Teşekkür ederim beni koruyana.

Teşekkür ederim her daim olumlu desteğini esirgemeyene.

En büyük teşekkür ise aileme... 

İyi bir insan olarak yetiştirdikleri için.

Doğrunun yanlışın neler olduğunu bana aşıladıkları için.

Her konuda bana destek oldukları için.

Dün yaşadığım olayda, sevdiğim insanların yanında olmanın değerini bir kat daha anladım, bu tartışılmaz bir konu. 





Uzun zamandır yazmak için kenarda beklettiğim bir konu ile geri döndüm. Çok yakın bir arkadaşımdan okumam için tavsiye edilen bir kitaptı. Bir farklılık yapıp en sonda söylediğimi şimdi en başta söyleyeceğim. Kitabı kesinlikle ama kesinlikle okuyun. Muhteşem! Şimdi haydi hep birlikte kitabı inceleyelim.

Yine pek bir sevdiğim oyunu anlatmaya devam edeceğim. Hem kanser oyun diyerek hemde severek oynadığım tek mobil oyun diyebiliriz. 



Düşünüyorum da hayata dair beklentilerimiz o kadar çok fazla ki. Ve bunun herkese çok büyük bir kararsızlık verdiğini görüyorum. Etrafta neredeyse bir sürü ne yapmak istediğini bilmeyen insanlar var. Sanırım bu günümüzün bir hastalığı da olmaya başladı.


"Gör beni"den sonra okuduğum güzel kitaplardan biri oldu "Kirke". Kitabın konusu, kurgusu, dili, üslubu gerçekten sizi kendisine çekiyor. Bulduğum her boş vaktimde -ki şu aralar inanılmaz boş vaktim var- kitabı okudum. Kirke'nin hikayesi beni kendine çekti adeta. 

Allah'ım neredeyim ben? Ne bu tantana...? Adeta maymunlar gezegeni, herkes bir şey söylüyor, herkes bir şey paylaşıyor. Sakin kalmalıyım. Bir süreliğine uzaklara gidiyorum, bütün sosyal bağlantılarımı koparıp. İşte şimdi oldu, bir parça huzur...

Bir dakika! Gitmeden önce diyeceklerim var.


Bugünde yeni bir kitap incelemesi ile birlikteyiz. Kitap ile ilgili şahsi fikirlerimi yazı sonunda belirteceğim. Şimdilik hep birlikte kitaba bir göz gezdirelim.

Her şey 2019'un Aralık ayında Çin'in Hubei Eyaletinin Wuhan kentinde atipik pnömoni yani zatürre tanısı konulması ile başladı. Çok kısa bir sürede ise bu durumun yeni bir virüs türünden kaynaklandığı ortaya çıktı. Tabi biz o aralar birbirimiz ile dalga geçiyorduk. Hapşıran ve öksüren birine 'koronalı' diyorduk. Olayın ciddiyetinin farkında bile değildik.

Virüs ilk zamanlar ' Wuhan virüsü' olarak anılırken -ki böyle anılması daha iyiymiş- sonraları; ilkin 2019-ncovard olarak anılmaya, en son olarak da covid-19 olarak tanımlanarak anılmaya başlandı. 

Karantina ile birlikte hem home office çalışma olsun hem de iş gününün azaltılması olsun kişisel gelişimime çok iyi geldi. Daha çok kitap okudum, daha çok film izledim, sporumu yaptım ve tabi ki daha da çok oyun oynadım.

Şimdi sizlerle yakınlarda okuduğum bir kitabın yorumunu paylaşacağım. Kitabı okuduğunuzda gerçekten çaresizlik hissini iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Ve bir azmin başarısını da... 

Biliyorum bu konuyu sürekli ele alıyorum ancak çok muzdarip olduğum bir konu. Ve sürekli kaleme alırsam bir şekilde azalarak biter diye düşünüyorum. Yani böyle olmasını umuyorum.
Okumadan önce lütfen aşağıda sizler için bıraktığım müziği de açar mısınız? Şimdiden iyi dinlemeler ve okumalar...

O zaman ilk şu soru ile başlayalım; başkalarının mutlu olduğunu görmek sizin için mutluluk nedeni midir yoksa mutsuzluk mu? 



Geçen haftalarda bitirdiğim bir kitabı sizlerle paylaşmak istedim. Aslında bitirdiğim o kadar çok kitap var ki. Hepsini tek tek inceleyip yazarsam sanırım ömrüm yetmez.

Öncelikle kitabın arka kapağındaki yazı ile başlayalım.

"Devrim zamanı Rusya... Kara kışı aratmayacak kadar soğuk, kasvetli bir Eylül günü, tıp fakültesinden yeni mezun bir doktor, şehirde çoktan unutulmuş geleneklerin ve boş inançların hüküm sürdüğü uzak bir kasabaya gelir. Devrim, büyük şehirlerin merkezinde hayatı ve zihniyetleri altüst ederken, bu genç doktor ülkenin ücra bir bölgesinde kadercilikle ve batıl inançlarla zorlu bir mücadeleye girişir.

Zor bir doğum, hassas bir cerrahi müdahale, uzaktaki bir hastaya ulaşabilmek için şiddetli bir kar fırtınasına rağmen göze alınan bir yolculuk, ağrılarını dindirmeye çalışırken morfinman olan bir meslektaş... Genç doktorun gündelik hayatında karşılaştığı bütün zorlu sınavlar, Bulgakov'un elinde olağanüstü güçlü bir anlatımla, dram sınırlarında gezinen bir dokunaklılıkta öykülere dönüşür. 


Şu sıralar yazmak isteyip de yazamadıklarımla boğuşuyorum. Normalde çevremi izlemeyi seven biriyim ancak şu an içinde bulunduğumuz bu corona salgını nedeni ile daha da çok sevdim diyebilliriz. Nedenine gelirsek, önceki yazımda da belirttiğim gibi bir çok insanın nasılda bencilleşebildiğini ve kimlerin nasıl kriz yönetebildiğini daha net görüyoruz.

Sizi bilmem ama benim penceremden bakıldığında virüs bizlere çok şey öğretti ve gösterdi diyebilirim.

 
Dostlarım biliyorsunuz insanlık ve sağlık adına zor zamanlardan geçiyoruz. Toplum içinde birçok şeye dikkat etseniz de birçok kişinin neredeyse hiçbir şeye dikkat etmediğini görebiliyoruz. Onlar adına acilen bilinçlenmeyi diliyorum.

Bu dönemde eğitim, ulaşım ve ekonomi kadar aşıklarda bir takım olumsuzluklarla karşılaşmadı değil. :)



Bu gün home office çalışmanın ikinci günü. 

Malum durum sebebi ile bu hafta evde kalma sırası bende. Hayatımda ilk defa evime iş getiriyorum. Benim yapımda biri için iş işte, ev evde olmalı ancak dünya çapında yaşanan bu virüs vakası yüzünden şuan bu anlayışımdan ödün veriyorum.

Home office kavramı içindeki son günlerim nasıl geçer bilmiyorum ancak size iki günüm içinde yaşadıklarımı paylaşabilirim.


Biliyorum, son zamanlar pek bir şey yazamadım. İki haftadan fazladır, sanki aklımın içinde biri kocaman kalın duvarlar örmüş gibi hissediyorum. Yani içinden çıkamadığım bir çok düşüncem var. Vardı demek daha doğru olur.

Son zamanlarda ülkemizde yaşadığımız olaylar, hatta dünya çapında 2020'ye girdiğimizde yaşanan olaylar beni ziyadesiyle derinden sarstı ve üzdü. Depremler bir yana, kaybettiğimiz gencecik şehitlerimiz ve ardından her bir yanı saran corona virüs vakası... 



Korku yerine umudu yeşert içinde, dedi güneş.

Ama sen gittiğinde gene kış gelecek. Ben yine solacağım, yalnız kalacağım dedi minik papatya.

Korkma ben hep seninle olacağım. Sen yeter ki köklerini umutla sal toprağa, dedi güneş.

Sımsıkı tutundu papatyacık, umutla bekledi her sene açacağı, güneşin altında ışıl ışıl parıldayacağı o günü. Ve her seferinde söz verdiği gibi geldi güneş. Umut oldu.

Bir mevsim geldiğinde uçsuz bucaksız tüm toprağa yayılmış gördü minik papatyasını, hepsi sarı sarı ona sevinçle bakıyor, gülücüklerle karşılıyordu. Yeryüzünde milyonlarca güneş açmış, umut dolmuştu.

Umut vermek ve umut etmek işte böyle bir şey. Ya harap olur solar gidersin, ya da içinde milyonlarca çiçek açar... Çiçek açtıkça da tüm çiçeklerin umudun rengine bürünür. Bu ister güneş olsun, ister masmavi gökyüzü...

Ve biz sonunda ona benzeriz.

Umudu olduğunuz toprağa doğun, tutun ellerinden ve hiç bırakmayın.

""

Hoşgeldin! 


""




Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

POPULAR POSTS

  • Şiddet içeren Oyunlar
  • Her şey güzel olacak
  • #HomeOffice
  • E hani bitcoin?
  • Mutsuzlugun Adını Koydum
  • "Orta Zekalılar Cenneti"
  • Doğa
  • 3, 1415926535 8979323846 2643383279 5028841971 6939937510 5820974944 ...
  • Özgüveni bulmak
  • Dürüst olmanın hikayesi
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Blog Arşivi

  • ▼  2021 (28)
    • ▼  Ağustos (2)
      • Bir Kuş Olsam...
      • Bir Dakikanı Alacak
    • ►  Temmuz (2)
    • ►  Haziran (1)
    • ►  Mayıs (5)
    • ►  Nisan (3)
    • ►  Mart (5)
    • ►  Şubat (6)
    • ►  Ocak (4)
  • ►  2020 (60)
    • ►  Aralık (8)
    • ►  Kasım (4)
    • ►  Ekim (8)
    • ►  Eylül (4)
    • ►  Ağustos (2)
    • ►  Temmuz (8)
    • ►  Haziran (1)
    • ►  Mayıs (6)
    • ►  Nisan (7)
    • ►  Mart (4)
    • ►  Şubat (3)
    • ►  Ocak (5)
  • ►  2019 (22)
    • ►  Aralık (3)
    • ►  Ekim (2)
    • ►  Haziran (1)
    • ►  Mayıs (4)
    • ►  Nisan (2)
    • ►  Mart (1)
    • ►  Şubat (3)
    • ►  Ocak (6)
  • ►  2018 (66)
    • ►  Aralık (11)
    • ►  Ekim (9)
    • ►  Eylül (1)
    • ►  Ağustos (4)
    • ►  Temmuz (2)
    • ►  Haziran (1)
    • ►  Mayıs (6)
    • ►  Mart (6)
    • ►  Şubat (9)
    • ►  Ocak (17)
  • ►  2017 (34)
    • ►  Aralık (13)
    • ►  Kasım (9)
    • ►  Ekim (1)
    • ►  Haziran (2)
    • ►  Nisan (3)
    • ►  Mart (3)
    • ►  Şubat (3)

DESTEK OLMAK İÇİN TIKLA

Popular Posts

  • Şiddet içeren Oyunlar
  • Her şey güzel olacak
  • #HomeOffice

Etiketler

2019 blog yazısı (18) 2020 (4) 2020 blog yazısı (29) 2020 felaketleri (1) Akilah (1) Atatürk (3) Beyhan Budak (2) Elif Şafak (1) Karlar Ülkesi (1) alice harikalar diyarı (1) alçakgönül (1) aşk (2) beyin (3) bilim (14) bilim dünyası (6) bilimsel gelişmeler (2) bilimsel yenilik (2) blog (123) blog yazısı (172) cinayet (2) doğa (4) doğa blog yazısı (1) ekonomi (3) elon musk (4) gelecek (3) hashtag tarihi (1) hastalık (3) hated in the nation (1) kedi (3) kitap (18) kitap incelemesi (14) kitap yorumu (16) kitap önerisi (11) kişisel blog yazısı (130) kişisel gelişim (23) kişisel gelişim kitabı (3) korona (10) kuantum (3) mutlu olmak (4) pi (2) pi sayısı (1) psikoloji (5) sağlık (4) sosyal linç (1) sosyal medya (3) sosyal medya yalanı (1) spaceX (3) state of survival (2) termik (5) termik santral (5) termik santrale hayır (4) çerkezköy termik santrale hayır diyor (3) çocukluk (2)

Copyright © Dolu Tarafı. Designed: OddThemes