Ben bu soruyu kendime sormakta epeyce geç kaldım belki. Farkındalığım oluştuğunda ise şunu gördüm ki aslında ne çok geç ne de çok erken kalmışım kendime. Her şeyin tam ortasındayım şimdi. Ne çok geç ne çok erken...
Kadın olmak nedir? Nasıldır?
"Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!" demiş Mustafa Kemal Atatürk.
Uzun saçlı, uzun kirpikli bir kız çocuğuydu. Öyle güzel, öyle asildi ki, bakanlar bir daha dönüp bakamazdı bile. Söylenenlerin tüm aksine...
Saflıkla yoğrulmuş bir ışığı vardı ve bakanların gözünü kör ederdi. Masallarda anlatılanların aksine, fiziksel bir özellik değildi ondaki bu güzellik; soyut, dokunulamayacak kadar uzak ama hayran bırakacak kadar etkili bir ışıktı.
...

Dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir kadınla aynı dili konuşamasak da, aynı duyguları paylaşıp hissedebiliyoruz. Durmadan kadınların düşmanının erkekler olduğunu söylüyoruz. Bir açıdan burada da haklıyız. Erkeğin kadına uyguladığı şiddet göz ardı edilemeyecek kadar fazla. Ancak kadının bu dünyada ki büyük düşmanlarından biri yine kadındır.
Kadınları erkek şiddetinden korumak için bir çok savaş açtık, bence kadının kadına olan şiddeti için de bir farkındalık yaratmalı ve bu gibi durumlar içinde savaşmalıyız.
Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olabilmek için verdiği mücadele 8 Mart 1857 yılında başlar. İşte o gün New York da 40.000 kadın dokuma işçisi daha iyi çalışma şartlarına sahip olabilmek adına grev başlatmış. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da fabrikada çıkan yangın sonucunda kurulan barikatlardan kaçamayan 129 kadın işçi can vermiştir. Her yıl kutlanan ya da kutlanmaya çalışılan 8 Mart Dünya EMEKÇİ Kadınlar Gününün üzücü hikayesi bu şekilde başlamıştır.