Merhaba sevgili okur,
Bugün insanların doğasında olan ışığını saçma korkusundan bahsedeceğiz.
İnsan evladının belki de en büyük paradoksu, özel olmayı istemek ama aynı zamanda da bir güneş gibi parlamaktan korkmaktır. Hangimiz, herkes tarafından tanınmak ve takdir edilmek istemez ki? Neredeyse herkes başkalarına erdemlerini gösterme ihtiyacı duyar. Bunun sebebi bir güneş gibi parladığımızı başkalarına gösterme isteğidir.
Son zamanlarda bu kulaklar aşırı sahte kahkahalar duymaya başladı. Aşırı ses tonları, çığlık atarcasına gülmek. Ben bu insanlara genellikle habeş maymunu diyorum. Belki bilirsiniz habeş maymunları feveran hareketleri ve çığlık çığlığa dolaşmaları ile bilinir. Kulak tırmalarlar.
Kıskanmak, hayatımızın neredeyse yüzde seksenini kaplıyor. Kıskançlık yapmadan yaşadığınız bir gününüz var mı? Ya da 5 dakikanız? İşte bu kadar hayatımızın içinde bu duygu. Şimdi diyenler olur, "Yahu Monica o kadar hayatımızda diyorsun, yüzde yüz gibi anlatıyorsun. Halbuki sen yirmilik bir eksiklik bıraktın." Ben o yirmilik kısmı uykuya ayırdım ama uykusunda dahi birilerini kıskanan varsa bilemeyeceğim. ☺
Kıskançlığa değinirsek; kimi insanların bazen sahip olduklarına bazen de sahip olamadıklarına karşı hissettiği karışık, garip, yoğun bir histir. Tabi kişisinden kişisine değişir. Hatta ve hatta bir rivayete göre bazı insanlar kıskanmazmış. Bulursanız bizde tanımak isteriz. Madalyasını bile hazırlar veririz.
Kıskançlık, dünyanın en büyük duygusal problemi olarak seçilmiş. Önüne geçebilen henüz yok. Uzmanlara göre, bu duyguyu 2 yaşından beri yoğun bir şekilde yaşarsak, psikiyatrik bozukluklara sahip oluyormuşuz. Yani aşırı derecede şüphe etmek, kuşkulanmak vb...