Aynada ki bu yorgun gözler kimin?
Zamanın unutulduğu günlerde, uzak ülkelerin birinde insanlara hep zulm eden bir ejderha yaşarmış. Çalışan insanların emeklerine göz diker, evlerini yakıp yıkar, köylerini talan edermiş. Günlerden bir gün, bir savaşçı çıkagelmiş. Tüm cesareti ile ejderhanın inine doğru yol almış.
Uzun zamandır kişisel gelişim kitapları okumaktan edebi eserlere pek zaman ayıramamıştım açıkçası ve kişisel gelişime biraz ara verip tekrar roman okumaya karar verdim. Başlangıcı da Ayşe Kulin'den seçtim. İyiki de öyle yapmışım.
Ayşe hanımın kitaplarının neredeyse çoğunu okudum. Hatta okuduğum üniversitede, organize edilmiş imza gününe bile katılmış bu naif kadını yakından görme fırsatı yakalamıştım.
Bir Ayşe Kulin olamasamda bir gün bende kitaplarımın okunduğunu görmek ve bilmek isterim.
Gelelim kitaba, anlatmak ve yorumlamak oldukça zor olacak. Hayal kitabı 1983 yılından 2013 yılına kadar olan kitapları ve hayatı ile ilgili yaşadıklarını anlatan bir anı kitabı niteliğinde. Belkide zor dememin nedeni budur.
İnsanın hayattaki mutluluk tanımı nedir? Mutluluk batı dünyasının bir bulgusu mu yoksa ben merkezci bir anlayışın sonucu mu? Mutluluk denilen şey elle tutulamasa da insan yaşamındaki yansımalarını gözle görmek, hatta bilimsel yöntemler ile ölçmek mümkün. Bilimsel yöntemler bir yana belki de bunun cevabını en doğru şekilde verebilecek olan şey insanın iç sesidir.
Bugün kıssadan bir hisse okuyalım istedim. Haydi lafı uzatmadan okumaya başlayalım.
Hayatta "mutluluğu" aramamız gibi dört gözle beklediğimiz hayatımızın aşkının peşinden koşar dururuz. Ama zaman ve tecrübeyle, başkaları tarafından anlaşılmamızın, sevilmekten daha önemli bir olgu olduğunu anlarız. İlk başta ve belki de en çok odaklandığımız konu "sevilmek istiyorum" düşüncesidir. Ancak, her zaman sonunda kazanan tek şey "anlamanı istiyorum" prensibidir. Ya da en azından bunu sağlayabilecek bir şeydir.
Bugün sizlerle hayatımızdaki seçimlerle ilgili konuşalım istiyorum.
Daha doğrusu uzun bir monolog olacak, sizler okuyacak ve ben ise yazacağım.
Lafı uzatmadan başlayalım sevgili dostum. Geriye dönüp baktığımda verdiğim büyük-küçük her türlü kararın sonucu, birer puzzle parçası gibi birbirine ilişerek aslında bana ait bir hikaye oluşturmuş ve o hikaye de hala devam ediyor. Bu hikaye öyle bir hikaye ki bazen "keşkelerle" şekillenirken bazen de "iyi'kilerle" yoluna devam etmiş. Farkında olsam da olmasam da verdiğim her karar beni bir yol ayrımına sürükledi ve ayrımlarda takındığım tavırlar ise "tecrübe" çatısı altında birikti.
İyisi ile kötüsü ile ardımızda bıraktığımız 2020 için konuşacağız bugün.
Tahmin ediyorum ki kötü geçtiği için bize bir şey anlatma diyeceksiniz ama 2020 her alanda yeni fikirlere kapıları açan bir yıl oldu. Bu esnada da iş dünyası, oluşan bu yeni trendlerden, yeni fırsatlar yaratarak farklı değerler ortaya koymaya çalışıyor. Aslında yeni trendler diye bahsedeceğimiz olaylar ve kavramlar hayatımıza tam olarak şu anda girmiş olmasa da yıllar boyu seyreden büyük toplumsal, ekonomik ve ekolojik değişimler bu trendlerin yayılmasını ve belirli zamanlarda, hatta belirli anlarda yaygınlaşmasını sağladı.
Yeni yılın ilk ayını yavaşça gerimizde bırakırken 2020'de öne çıkan bu trendlere bir göz atalım.