Uzun bir süredir yazamadım. Ki hala yazamıyorum, çok yoğun ve yorucu günlerden geçiyorum. Bu sebeple sakin bir kafa ile oturup içerik düşünmek ve üretmek gerçekten şu günlerde zor. Ama bu açığımı bir nebze de olsa kapamak isteyen biri oldu ve arada sırada kendi yazılarını burada paylaşmamı istedi. O kişi annem :) umarım beğenirsiniz.
"Eskiden çok zengin değildi bu ülkenin insanları. Ama sevgi hakimdi toplumda. Birlik, dayanışma, vefa, sevgi değişmez değerlerdi.
En çaresiz olduğumuz anlarda uzatılan bir dost eli, söylenen iki kelime bize yalnız olmadığımızı hatırlatırdı. İnsanlar arasında bir dayanışma vardı, birlik vardı. Kimi zaman yürek yakan acılara hep beraber dayanılırdı. Acılar hafiflerdi. "İyi günde, kötü günde birlikte" sözü geçerliydi.
İnsanlar vefalıydı. Sevgileri sürekliydi, bağlılık ve sadakat vardı. Bir söz verildiği zaman o söz tutulurdu. Verilen söz muhakkak yerine getirilirdi. İnsanlar kendilerine yapılan iyilikleri unutmazlar ve gördükleri iyiliğe karşılık iyilik yaparlardı. İnsanlar güzel, yaşam güzeldi.
Sevgi, saygı, dayanışma, vefa... Günümüz insanları bu güzel hasletleri unuttu. Belki para ve mal mülkleri arttı fakat gönülleri fakirleşti. Ben merkezci, kin tutan ve kusur arayan oldular. Egoları yükseldi. Gösteriş ve israfa yöneldiler.
Her şeye rağmen enseyi karartmamak gerekir. Çevremize iyilik, sevgi, dayanışma tohumları ekmeye devam edelim. Unutmayalım iyilik bulaşıcıdır.
İyi, güzel, sevgi, saygı dolu bir dünyada yaşama dileklerimle."
Pandeminin hala devam etmesine rağmen insanların çılgınca denizlere gitmesini ve hatta denizde yer bulamayınca gölleri ve yerleşim yerlerine yakın dereleri hınca hınç doldurmasını şaşkınlıkla izliyorum. Bu görüntüleri izlerken dilimden şu cümleler istemsizce döküldü, "umarım denizde de mikrop çıkar da bu şekilde davranırsınız". Bir anda annem böyle bir şey in yakın zamanda olabileceğine dair bir haber okuduğunu söyledi. Hemen araştırdım tabi ki.
Geçen haftalarda Beyhan Budak'ın paylaştığı bir videoda bu konuya denk geldim. Açıkçası uzun zamandır kafamı kurcalayan ve yazmak istediğim bir meseleydi. Beni bu konu hakkında çok aydınlattı diyebilirim. Bildiğim ama unuttuğum bir çok yerin üzerinden geçmiş oldum bu sayede. İzlemek isteyenlere yazının sonunda ilgili videoyu bırakacağım.
Bugün gündemimizde olan bir konu ile geldim. Ancak ben bu konuyu siyasi olarak değil, tarihi olarak ele alacağım.
Tesadüfen bir test ile karşılaştım. Bu bir kişilik testi, düşünün bu tarz testler ilişkilerinde kafası karışık olan insanlara çok yardımcı oluyor. Benim dikkatimi çeken kısmı ise testin ismi oldu; "Çölde yolculuk testi"
Gelin hep birlikte ne olduğuna kısa bir göz atalım.
Günlerdir sürüncemede kalan bir yazı oldu benim için. Her gün olmasa bile haftada üç gün yazı yazmaya çalışıyorum ancak iş yoğunluğumun verdiği yorgunluk bunu yapmama engel oluyor.
Korona ile ilgili kötü olduğu kadar güzel haberlerde almıyor değiliz. Geçen günlerde çok sevdiğim dergimi okurken (Popular Science) korona virüs aşısı ile ilgili pozitif haberler gördüm.
Önceki yazılarımdan da biliyorsanız, uzun bir dönemden beri kişisel gelişim kitapları okuyup, onları burada sizlerle paylaşıyorum. Bu sefer seçtiğim kitap bir grup psikolog tarafından ele alınmış bir konu, "hayır diyebilme sanatı". Bu kitapta sınırlarımızı çizebilmenin ve özgür olabilmenin yolunun hayır demekten geçtiği anlatılıyor.
Yazıya başlamadan önce hayvansever arkadaşlarımdan özür dilerim. Ancak bir noktada yaptığınız iyilikler eziyete dönüşüyor.