Eğer bir yerde gözyaşların birikmişse yazmaya ihtiyacın vardır, demiş Paulo Coelho. Ne güzel ifade etmiş aslında. Öyle değil midir? Ancak biz yazarak içimizi dökmek yerine, ağlamayı tercih ederiz. Ben ise aynı anda ikisini de yapmayı tercih ediyorum. Gözyaşlarıma boğularak yazı yazmayı tercih ediyorum.
Bilirim ki o zaman daha akıcı olur. Fütursuzca akıp gider kelimeler, cümleler aklımın köşelerinden... Her zaman mı böyle peki? Tabi ki hayır. Bugün mutlu şeyler yazmak ve sizleri herhangi bir konuda bilgilendirmek istemiyorum. Bugün sizlere pozitiflik de yüklemek istemiyorum. Bugün çizgimden çıkıp size ağlamanın ne demek olduğunu hatırlatmak istiyorum sadece. Ağlamanın bir acizlik değil, bir erdem olduğundan bahsetmek...
Bugün ben ve gözyaşlarım cümlelere dönüşüp, bir nebzede olsa rahatlayabilmek istiyoruz.
Dediğim gibi insanlar bunu zayıflık olarak algılar ancak Allah'ın nefes almaktan sonra bizlere bahşettiği en güzel özelliklerden biridir, ağlamak... Bırakın aksın. Mutluluk için aksın, öfkeden aksın, üzülünce aksın, üzünce aksın... Ağlamanın bile bakın bir çok çeşidi var.
O yüzden bırakın akıp gitsin hepsi.
Sonuçta rahatlamaya ihtiyacımız var ve özümüzde insanız hepimiz. Umutların yeniden yeşerebilmesi için, iyiliğin yeniden doğması için, mutluluğun kapınızı tekrar çalabilmesi için bırakın yüreğinizdeki inciler biraz daha azalsın ve ruhunuzu hafifletsin.
Mıknatıs gibi her tersliği üzerinize mi çekiyorsunuz? Batıl inançlarınız yok, çekim yasasına da inanmıyorsunuz ama nedense her zaman aynı şey sizi buluyor ya da her şey üst üste geliyor. "Neden hep ben?" sendromu yaşıyorsanız, nedenini burada elimden geldiğince açıklamaya çalışacağım.
"Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!" demiş Mustafa Kemal Atatürk.
Her gün ki rutinim aslında onlar. Yapmaktan asla sıkılmayacağım. En keyif aldıklarım. Şuanda olduğu gibi masada bilgisayarımda bu yazıyı yazıyor oluşum, bir yanımda kitabımın ve mis kokulu kahvemin oluşu... Güneş bile aheste aheste vuruyor üzerimize.
Kendimizi iyi hissedebilmek için hikayelere ihtiyacımız vardır ve bu hikayeler genellikle mutlu sonla biten hikayeler olmaz, aksine bitebilecek en mutsuz son ile biten hikayeler olmalıdır. Şimdi ne diyor bu diyeceksiniz. Neden mutsuz sonla bitmeli biliyor musunuz? Çünkü günümüzde insanlar artık birbirlerinin mutsuzlukları ile mutlu olacak kadar bencil ve narsist hale geldi. Çok ama çok eskidendi, birinin mutluluğu ile mutlu olma devri. Artık herkes kendisini mutlu edebilmek adına birilerinin mutsuz anlarını kolluyor. Tıpkı avını bekleyen bir aslan gibi sessizce pusuda bekliyor. Biri kötü bir duruma düşünce hemen atılıyor üzerine. Biliyor musunuz? Genellikle bu pusuda bekleyenler "en yakınım" dediklerimiz oluyor.
Bu hayatta ruh eşini bulmanın peşinde olan ve eninde sonunda onunla karşılaşacağına inanan insanlar hala var. Bana sorarsanız bundan biraz şüpheliyim. Yaşadığımız yeri bırakın, üzerinde bulunduğumuz bu dünya da o kadar çok insan var ki... Ruh eşini bulmak bana biraz samanlıkta iğne aramak gibi geliyor. Yani biraz imkansızın ötesinde. Belki de bu aradığımız bir "uyumluluk" arayışıdır.
Bir kaç gün önce okuduğum yazıda, çok başarılı iş hayatı olan bir hanımefendi anlatıyordu: "Evlendikten bir yıl sonra eşimle büyük ve önemli problemler yaşamaya başladık. Yaşadığımız bu problemler yaşamamızı ıstırap haline getiriyordu. Bütün özveri denemelerim boşa gitti. Bu arada sıkıntıdan 14 kilo almıştım. O günlerde yakın arkadaşlarım sanki evlilikten kaynaklanan problemlerimi paylaşmak istercesine her an yanımdaydılar. Yaşanılanlara daha fazla dayanamayıp mahkemeye başvurdum. Bazı fedakarlıklar yaparak boşandık. Bu boşanmanın sıkıntılarını yine arkadaşlarım paylaştı. Boşandığımda 46 yaşındaydım.
Yaşamım boyunca öğrendiğim her bir bilgiyi insanlarla paylaşmayı seçtim. Bir çoğu bunu aldı ya da bir çoğu önemsemeden geçip gitti. Ama bilgilerimi paylaşma çabalarım hala devam ediyor. Peki ama neden? Çünkü mutlu ve sağlıklı bir yaşam için edindiğim olumlu etkenleri paylaşmalıyım ki, "iyilik" benden size, sizden de tüm sevdiklerinize ve böylelikle de tüm dünyaya bulaşsın.